Cumhuriyet Meclisi denetim göreviyle toplandı. Genel Kurul’da söz alan Cumhuriyetçi Türk Partisi milletvekili Fikri Toros, Doğu Akdeniz’deki jeopolitik gelişmeler ve Kıbrıs sorunu bağlamında kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Toros, uluslararası zeminde Kıbrıs dosyasının yeni bir hareket alanı kazandığını söyledi.
“Uluslararası zeminde Kıbrıs dosyasının yeni bir hareket alanı kazandığını anlamak mümkün”
Toros, Avrupa Birliği genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos’un Ankara ziyareti, Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ile Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan görüşmesi, Münih Güvenlik Konferansı’nda dile getirilen tezler, Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile görüşmesi ve Rum liderle gerçekleştirdiği temasların birlikte okunması gerektiğini söyledi.
Bu temasların, Kıbrıs dosyasının uluslararası zeminde yeni bir hareket alanı kazandığını gösterdiğini belirten Toros, Doğu Akdeniz’de güvenlik, enerji, AB-Türkiye ilişkileri, NATO içi dengeler ve bölgesel istikrar arayışlarının yeniden gündemin üst sıralarına taşındığını ifade etti.
Türkiye-AB ilişkilerinde karşılıklı ve kademeli iyileşme arayışının Kıbrıs dosyasından tamamen bağımsız yürütülemeyeceğini vurgulayan Toros, Türkiye-Yunanistan hattındaki iyimser yakınlaşmanın Kıbrıs’ta doğrudan çözüm üretmese de gerginliği azaltıcı bir iklim yaratma potansiyeli taşıdığını kaydetti.
“Jeopolitik sarsıntılar kimi zaman kriz üretir fakat doğru okunduğunda tarihi fırsatlar yazar”
Doğu Akdeniz’de ABD ile Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail arasında ortak ticari menfaatler, güvenlik ve enerji odağında bir denge arayışı olduğunu söyleyen Toros, ABD-İran geriliminin arttığı bir dönemde Ankara ile Atina arasında iyimser bir diyalog sürecinin devam ettiğini belirtti.
Toros, Doğu Akdeniz’in artık yalnızca bir enerji havzası değil, jeopolitik rekabetin ve güvenlik mimarisi arayışlarının merkezi olduğunu ifade etti. Bu konjonktürde Kıbrıslı Türkler için meselenin münhasır ekonomik bölge ve askeri dengelerin ötesinde olduğunu vurgulayan Toros, asıl meselenin Kıbrıs Türk toplumunun yeni jeopolitik düzende nasıl bir konum alacağı olduğunu söyledi.
Kıbrıslı Türklerin kriz üreten bir coğrafyanın pasif unsuru değil, siyasi eşitlik ve mutlak güvenlik temelinde kapsamlı çözüm çatısı altında aktif bir özne olması gerektiğini dile getirdi.
“Uluslararası sistem artık çözümsüzlükleri barındırma kapasitesini kaybetmiştir”
Toros, enerji güvenliği, NATO’nun Güney Bloku ve Doğu Akdeniz’deki istikrar ihtiyacının Kıbrıs sorununu yönetilebilir olmaktan uzaklaştırdığını ve kalıcı çözümü zorunlu kıldığını söyledi.
Ancak bu fırsatın kendiliğinden çözüme dönüşmeyeceğini belirten Toros, Kıbrıslı toplumların eş zamanlı olarak uluslararası hukukla uyumlu, siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu ve iki bölgeli federasyon zemininde çözüm iradesi ortaya koymaması halinde bölgesel gelişmelerin Kıbrıslı Türkleri seyirci konumunda bırakacağını ifade etti.
Cumhurbaşkanı Erhürman’ın BM kararlarına ve parametrelerine bağlılığının net olduğunu kaydeden Toros, dört maddelik metodoloji önerilerinin ön şart değil, stratejik siyasi anlaşma hedefine bağlı bir yaklaşım olduğunu söyledi.
Çözüm sürecindeki çıkmazın aşılması için üç unsura dikkat çeken Toros; enerji paylaşımında hakkaniyet ve orantılılık temelinde diplomatik vizyon, BM Genel Sekreteri öncülüğünde sonuç odaklı ve geri dönüşü olmayacak bir müzakere süreci ve iç kamuoyunu gerçekçi şekilde hazırlayacak siyasi cesaret gerektiğini vurguladı.
“Kıbrıs askeri rekabetin kurbanı değil diyaloğun platformu olmalıdır”
Toros, hidrokarbon kaynaklarının siyasi sorunların çözümünde katalizör olabileceğini, gelir paylaşım mekanizmaları ve teknik iş birliği modellerinin müzakere sürecine paralel güven artırıcı adımlar olarak tasarlanması gerektiğini söyledi.
Bölgedeki askeri yoğunlaşmanın sürdürülebilir olmadığını belirten Toros, çok taraflı güven artırıcı önlemler ve deniz yetki alanlarında adil diyalog kanalları oluşturulmadan Doğu Akdeniz’de denge sağlanamayacağını ifade etti.
Kıbrıs Türk halkının çıkarının tek eksenli bağımlılıkta değil çok boyutlu diplomatik ilişkilerde yattığını kaydeden Toros, Türkiye ile güçlü bağlar sürdürülürken Avrupa Birliği ile kurumsal diyaloğun geliştirilmesinin ve BM zeminindeki çözüm perspektifinin korunmasının stratejik zorunluluk olduğunu söyledi.
Siyasi eşitliğe dayalı iki toplumlu, iki bölgeli federal çözümün tek gerçekçi zemin olduğunu vurgulayan Toros, 2017 Crans-Montana Konferansı itibarıyla varılan yakınlaşmalara bağlı kalınarak, farklılıkların ele alınacağı kapsamlı bir stratejik siyasi anlaşma hedefiyle, sonuç odaklı ve aciliyet duygusu içinde bir müzakere sürecinin acilen başlatılması gerektiğini ifade etti.
Toros, “Ya taraflar arası ortak iradeyle bu fırsatı kullanırız ya da çemberin dışında kalır ve savruluruz” diyerek konuşmasını tamamladı.





