Taçoy: Bu günlerin geleceğini dört yıl önce söylemiştim

UBP Milletvekili Hasan Taçoy

Ulusal Birlik Partisi Milletvekili Hasan Taçoy Kıbrıs konusunda yaşanan son gelişmelere ilişkin açıklama yaptı.Taçoy, ortada bir belge dolaştığı yönünde haberler çıktığına işaret ederek, bu yönde bir gelişme yaşanacağını 2022’den itibaren kendisinin dile getirmekte olduğunu anımsattı.
Söz konusu belgenin kimler tarafından hangi niyetlerle hazırlandığının önemli olduğunu ifade eden Taçoy, Kıbrıs Türk Halkı’nın egemenliği ile Türkiye’nin garantörlüğünü ortadan kaldıracak ve toprak tavizine dayalı bir metnin kesinlikle kabul edilemeyeceğini vurguladı.
Taçoy şunları kaydetti:
“Uzun zamandır Kıbrıs meselesi hakkında çeşitli platformlarda görüşlerimi dile getirmekteyim. Özellikle 2 Haziran 2022 tarihinden itibaren yaptığım tüm açıklamalarında, özellikle de katıldığım televizyon programlarında sürekli olarak üzerinde durduğum net bir husus vardı: Kıbrıs konusunda perde arkasında önemli gelişmeler yaşanıyor ve tarafların henüz tam olarak bilmediği bir süreç işletiliyordu.
O dönemde, Kıbrıs meselesinde bir çözüm arayışının sessiz ancak yoğun bir şekilde sürdüğünü, bu sürecin sonunda ise hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni hem de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ni belirli ölçülerde tatmin edecek, gevşek federasyon (loose federation) benzeri bir modelin gündeme gelebileceğini ifade etmiştim. Bu değerlendirmelerimi birçok kez kamuoyuyla paylaşmıştım.
Bugün geldiğimiz noktada ise üzülerek şunu söylemek durumundayım: Keşke bu öngörülerimde haklı çıkmasaydım. Keşke bugün, geçmişte yaptığım uyarıları yeniden hatırlatmak zorunda kalmasaydım.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holguín’in son temasları ve ziyaretleri sonrasında ortaya çıkan tablo, belirli bir plan üzerinde çalışıldığını ve bu planın artık tarafların önüne konulmaya hazır hale getirildiğini düşündürmektedir.
Bu çalışmaların ne kadarına Kıbrıs Türk tarafının dahil edilmiş olduğu ciddi bir belirsizlik göstermektedir. BM’nin tarafların önüne koyacağı ve “önce müzakere yapın sonra da kabul edin” şeklindeki bir belgenin hangi koşullarda ve en önemlisi kimler tarafından hazırlanmış olduğunu bilmek zorundayız.
Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler ve bölgedeki jeopolitik hareketlilik dikkate alındığında, böyle bir sürecin ortaya çıkması aslında sürpriz değildir.
Ancak burada asıl önemli olan nokta, Kıbrıs Türk halkının siyasi, ekonomik ve egemenlik haklarının hiçbir şekilde göz ardı edilmemesidir. Olası bir çözüm sürecinde Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne tek taraflı avantaj sağlayacak düzenlemelerden kaçınılmalı, taraflar arasında gerçek anlamda bir denge gözetilmelidir.
Rum basınından öğrendiğimiz şekliyle geniş toprak tavizleri içeren ve Kıbrıs Türk Halkı’nı egemenliğinden ve garantöründen mahrum bırakacak planların kabul edilemez olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim.
Gelinen noktada Anavatan Türkiye Cumhuriyeti ile bugüne kadar sergilenen uyumlu politikaların sekteye uğramaması hayati değerdedir. Cumhurbaşkanı Erhürman’ın da Türkiye ile sürekli istişare içerisinde olduğunu söylüyor olması da önemlidir.
Bu çizgide sürdürülecek çalışmaların kimsede kaygı uyandırmayacağı bilinen bir gerçektir.
Görünen o ki, Holguín’in yürüttüğü temaslar sonucunda şekillenen yaklaşımın içeriği henüz tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle ortaya çıkacak planı dikkatle incelemek, değerlendirmek ve kamuoyu önünde açık bir şekilde tartışmak gerekecektir.
Masadan kalktığımızda statümüzün ne olacağı kadar o masaya hangi statüde ve hangi çözüm modeli ile oturduğumuz da önemlidir. Masadan kalkılması halinde bir belirsizlik yaşanmaması talebini desteklerken masaya belirsiz bir niyetle oturulması yönündeki belirsizliği de o derecede yanlış bulmaktayım.
Temennimiz, yıllardır dile getirdiğimiz endişelerin gerçekleşmemesidir. Gücün ve uluslararası tanınmışlığın verdiği avantajlarla Güney Kıbrıs’ın bir kez daha Kıbrıs Türk halkını ikinci plana iten bir tutum sergilememesi en büyük beklentimizdir. Kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm ancak tarafların egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün kabul edilmesiyle mümkün olabilir.
Böyle bir anlayış temelinde ilerlenirse, adada barış ve istikrar için yeni bir sayfa açılabilir. Aksi takdirde, ortaya çıkabilecek siyasi ve toplumsal sonuçların yaratacağı riskler çok daha büyük olacaktır.”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz