Sigorta sektöründen çağrı: “Zorunlu afet sigortası hayati bir gereklilik”
KKTC Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliği Yönetim Kurulu, Haber Kıbrıs’a yaptığı kapsamlı açıklamada, zorunlu afet sigortasının artık ertelenemez bir gereklilik haline geldiğini vurguladı. Birlik, dünyada yaygın olarak uygulanan bu sistemin KKTC’de de hayata geçirilmemesinin hem vatandaş hem devlet açısından ciddi riskler doğurduğunu ifade etti.
“AFET SİGORTASI SADECE DEPREM DEĞİL, HAYATIN KENDİSİDİR”
Birlik yetkilileri, zorunlu afet sigortasının yalnızca depremi değil; sel, yangın, fırtına, hırsızlık, taşıt çarpması, cam kırılması ve soygun gibi birçok riski kapsadığını belirtti. “Deprem bu ülkeye uzak değil. Sel ise artık olağan bir durum haline geldi” denilerek, özellikle dere yatakları ve kıyı şeridinde yaşayanların ciddi risk altında olduğu vurgulandı.
“SİGORTA ORANI YÜZDE 25’TE KALDI”
KKTC’de konut ve iş yerlerinde sigortalılık oranının yalnızca yüzde 25 civarında olduğu belirtilirken, bu oranın büyük ölçüde bankaların kredi verirken zorunlu tuttuğu poliçelerden kaynaklandığı ifade edildi. Birlik, bu tablonun sürdürülemez olduğuna dikkat çekti.
MALİYE BAKANI’NA ELEŞTİRİ: “HAYAT PAHALILIĞI GEREKÇESİ GERÇEKÇİ DEĞİL”
Birlik, Maliye Bakanı’nın “zorunlu afet sigortası için mecburiyet olamaz” yönündeki yaklaşımını eleştirdi. Zorunlu afet sigortasının hayat pahalılığına neden olacağı yönündeki düşüncenin doğru olmadığı vurgulanarak, “Asıl pahalı olan, afete hazırlıksız yakalanmaktır” denildi.
YASA HAZIR, İRADE YOK
Zorunlu afet sigortasına ilişkin yasanın, Türkiye’deki uzmanlarla birlikte tamamlandığı ve hazır olduğu belirtilirken, siyasi irade eksikliği nedeniyle hayata geçirilemediği kaydedildi. Türkiye’deki ilgili kurumların KKTC’yi de kapsayacak bir sistem için hazır olduğu ifade edildi.
“TÜRKİYE SAHİP ÇIKAR” ANLAYIŞI BÜYÜK RİSK
Birlik, “Türkiye bize sahip çıkar” anlayışıyla önlem almaktan kaçınıldığını belirterek uyardı: “Olası büyük bir depremde Türkiye kendi yaralarını mı saracak, bizimle mi uğraşacak? Biz kendi tedbirimizi almak zorundayız.”
2019 SEL FELAKETİ ÇARPICI ÖRNEK
2019 yılında yaşanan sel felaketinde toplam hasarın 50 milyon Euro’nun üzerinde olduğu, sigortalı olanların yaklaşık 20 milyon Euro ödeme aldığı, ancak 30 milyon Euro’luk hasarın tamamen vatandaşın üzerinde kaldığı hatırlatıldı.
YILLIK MALİYET SANILDIĞI KADAR YÜKSEK DEĞİL
KTMMOB verilerine dikkat çeken Birlik, 140 metrekarelik bir ev için deprem, sel, yangın, hırsızlık ve benzeri tüm riskleri kapsayan yıllık sigorta maliyetinin 100–150 Sterlin, yani yaklaşık 4–5 bin TL civarında olduğunu açıkladı. “Araçlardan çok daha ucuza evlerimizi ve iş yerlerimizi güvence altına alabiliriz” denildi.
DEVLET DE KAZANACAK, VATANDAŞ DA KORUNACAK
Zorunlu afet sigortasının yalnızca vatandaşı değil, devleti de koruyacağı belirtilerek, poliçe sayısı arttıkça maliyetlerin düşeceği, devletin de vergi gelirlerinin artacağı ifade edildi. “Her halükarda tek başına vatandaş ve sigorta şirketleri yetmez; bu bir sistem işidir” denildi.
60/2011 YASASI UYGULANMIYOR, DEVLET ZARAR EDİYOR
Birlik, 60/2011 sayılı yasa değişmesine rağmen uygulanmadığını, zorunlu sigorta tarifelerinin asgari ücrete paralel artırılmadığını vurguladı. Bu nedenle devletin 20–25 milyon TL civarında gelir kaybına uğradığı belirtildi. “Kamu görevlileri devleti zarara uğratamaz” uyarısı yapıldı.
SEKTÖRÜN DEVLETE KATKISI: YÜZ MİLYONLARCA TL
Sigorta sektörünün 2024 yılında devlete 184 milyon TL kurumlar ve gelir vergisi, ayrıca 250 milyon TL Banka Sigortacılık İşlem Vergisi ödediği açıklandı. Sektörün istihdamdan sanayiye kadar geniş bir ekosistemi beslediği vurgulandı.
KAPALI TAHSİLAT TÜZÜĞÜ TARTIŞMASI
Kapalı tahsilat tüzüğünün uygulanmamasının sektörde ciddi sorun yarattığı belirtilerek, primlerin doğrudan sigorta şirketlerine yatması gerektiği, acentelerin şirketler tarafından ödenmesi gerektiği ifade edildi. Güney Kıbrıs örneği hatırlatılırken, KKTC’de acente lobisinin siyaseti etkilediği iddia edildi.
SON ÇAĞRI: “VATANDAŞ YASAYI BEKLEMEMELİ”
Birlik, yasal zorunluluk beklenmeden vatandaşlara çağrıda bulundu: “Kıyı şeridinde, dere kenarında yaşayan herkes risk altında. İklim değişikliğiyle birlikte mülk hasarları artıyor. Devlet de vatandaşı tek başına koruyamıyor. Evlerimizi ve iş yerlerimizi güvence altına almak artık bir tercih değil, zorunluluktur.”





